Herkesin hayali yurtdışında yaşamak

 

İnternette gezerken Alışveriş Cini adlı blogun yurt dışında yaşamak yazısına rastlayınca neden ben de böyle bir yazı yazmıyorum diye düşünüp hemen blogumun başına geçtim. Şimdiye kadar kısa kısa Almanya’dayım, Münih’teyim, Münih Teknik Üniversitesi falan diye bahsetmiştim. Neredeyse 3,5 yıldır burada yaşıyorum. Yurt dışında tek başına yaşamak nedir? Nasıl bir duygudur? İnsan ne yapar? Başına neler gelir? Ancak yaşayan bilir. Birçok kişi uzaktan “Oooo Avrupa’nın ortasındasın çok havalı.” diye bakıyor. Acaba gerçekten öyle mi? Bu yazıda kendimce bu 3,5 yılda yaşadıklarımı anlatmaya çalışacağım. Uzun bir yazı olacağı kesin.

 

Yurtdışına taşınmak

Yurt dışında yaşamaya başlamadan önce hazırlık ve taşınma dönemi de yaşamak kadar önem taşıyor. Her şey 2011 Haziran ayında okuldan kabulum gelince başladı. Pasaport ve vize işlemleri gidilecek ülke Almanya olunca pek de kolay olmuyor. Uzun süreli vizeler 3 haftadan önce çıkmıyor ve bir sürü prosedürü var. Bunları bu yazımda anlatmıştım. Vize işlemleri yerine valiz hazırlama konusuna değinmek istiyorum. Öncelikle gidilecek yerin iklimine ve hava durumuna bakmalısınız. Eğer soğuk bir iklim ise yanınıza bol bol kazak, termal içlik ve kalın kıyafetler almalısınız. Uçaklarda bagaj kilo sınırlaması olduğu için ya önceden biletinizi alırken ek kilo satın almalı ya da bagaj hakkınız ne kadarsa ona uygun bir hazırlık yapmalısınız. Yanınıza şampuan gibi orada alabileceğiniz şeyleri alıp boşuna ağırlık yapmaya gerek yok. En fazla 1-2 gün market bulana kadar yetecek ürün almanız yeterli olacaktır. Kazak gibi çok yer kaplayan ürünler için vakumlu torbalar kullanmak size yer kazandıracaktır. Bırakmak zorunda kaldığınız eşyalarınızı bir sonraki gelişinizde yanınızda götürebilirsiniz.

Hazırlık dönemi bol telaşlı bir şekilde geçerken insana oyun gibi geliyor ta ki vedalaşma vakti gelip uçağa binene kadar. Uçakta insan gerçekten kötü oluyor. Hala o günü hatırladığımda o anı yaşar gibi oluyorum. Neyse ki daha sonraki vedalarda alışılıyor.

 

Alışma dönemi

Ülkeye ayak bastıktan sonra kalınacak yer, çevreyi tanıma ve marketleri keşfetme büyük zaman alıyor. Hatırlıyorum da 1 ekmek için küçücük market içinde yarım saat gezmiştim. Çevredeki her şey ilginç, her şey değişik geliyor. İlk aylarımda kendimi bir filmin başrolü gibi hissediyordum. Bir sürü yeni yer görmek ve bir sürü farklı kültürden insanla tanışmak gerçekten harika bir duygu.

 

Yurt dışında okumak

Yurt dışına okumak için gitmek benim gözümde ikiye ayrılıyor. Değişim öğrencisi olarak Erasmus gibi bir programla gitmek veya tüm bachelor (lisans) /master (yüksek lisans) / PhD (doktora) eğitimi için gitmek. Değişim öğrencisi olmak çok güzeldir. Bol bol parti ve bol bol eğlence havasındadır çünkü yükümlü olduğunuz ders sayısı azdır ve sınırlı bir süre için oradasınızdır. Bence herkesin yurt dışında okumayı güzel görmesinin nedeni bu yüzdendir.

Tüm eğitim dönemini yurt dışında geçirmek tamamen farklı bir boyut. Gidilen ülkenin eğitim sistemi, hocaların ders anlatma şekilleri bile başlı başına yeniden öğrenilmesi gereken şeylerdir. Mesela Almanya’daki not sisteminde 1 en iyi ve 5 en kötü not. Burası kolay ama 1.0, 1.3, 1.7, 2, 2.3 … 4.7, 5 diye giden not diziliminde hangi notun bizim sistemimizde hangisine geldiğini düşünmek bile kafa karıştırıcı. Diğer yandan iyi bir okuldaysanız, onca yıl kitaplarından tanıdığınız profesörlerle birebir tanışma ve onlardan ders alma imkanı bulabiliyorsunuz. Tüm eğitim için gittiğiniz için o derslerin belirli bir sürede geçilmesi gibi bir stres sizi bekliyor. Bu derslerin çok önemli olması ve dönemlik belirli bir krediyi tutturma konusu zaten bahsettiğim iki grup arasındaki en önemli fark.

 

Arkadaşlık ilişkileri

Yurt dışında gerek üniversitelerin gerekse gönüllü olarak organize olan grupların ( meetup.com gibi ) sayesinde birçok international ortamda bulunmak mümkün oluyor. Bu tarz etkinliklerde bir çok farklı kültürden insanla tanışıp yeni bir şeyler öğrenilmesi benim çok hoşuma gidiyor. Hep birlikte bir kahve içilebildiği gibi şehiri gezmek, dağda yürüyüşe çıkmak gibi birçok aktivite yapılıyor.

Okuldaki arkadaşlık ilişkilerine de kısacık değinecek olursak; malesef Almanlar pek arkadaş canlısı diyemiyorum. Belki de ben teknik üniversitede okuduğum içindir.  Birçoğu yabancılarla arkadaş olmak istemeyi bırak kendi ülkelerinden bile arkadaşa sahip değiller. Birçoğu yalnız takılmaktan ve bireysel yaşamaktan hoşlanıyorlar. Böyle kötü gibi bahsediyor olmam sizi korkutmasın çok cana yakın Alman arkadaşlarım da var. Hatta Almanca bilgimi geliştirmemde yardımcı olan, birlikte gezdiğim, yemek yaptığım ve eğlendiğim arkadaşlarım da var.

Türkler neredeyse her ülkede var. Size tavsiyem hem başka kültürleri tanımak, hem dilinizi geliştirmek, hem de kendinize bir şeyler katmak için sadece Türklerden oluşan gruplar yerine yabancılarla da arkadaş olmanızdır. Bu demek değil ki, Türklerle asla konuşmayın. Zaman zaman kendi dilinizden, kültürünüzden ve sizin duygularınızı anlayan birilerine de ihtiyacınız olacak.

 

Kültürler arası ilişkiler

Her kültürün kendine has davranış biçimleri var. Bazıları çok hoşunuza gidip kendi hayatınıza da katabileceğiniz şeyler olduğu gibi bazıları ise sizi çok sinir edecek ya da anlam veremediğiniz davranışlar olabiliyor. Mesela Almanlar doğum günlerinde kendi pastalarını kendileri getirirler haydi benim doğum günü kutlayın derler. Bizde ise bu tam tersidir. İş ortamında asla özel hayatlarından konuşmazlar ve sizin de sormanızı istemezler. Bu insanın başkalarına tolerans gösterebilme becerisini geliştiriyor. Belki daha önceden size birisi öyle davranırsa kırılıp alınırsınız ama alınmak yerine onun kültürü öyle herhalde diyerek hoş görüyle yaklaşmayı öğreniyorsunuz.

Avrupa’da herkesin bildiği gibi insanlar bizim ülkemizdekilere göre daha soğuktur. Sıcakkanlı insanların olduğu ülkeler de yok değil. İspanyollar, Yunanlar, Güney Amerikalılar ( Arjantin, Peru, Küba vs.) ve tabii ki İtalyanlar ilk aklıma gelenler oluyor.

 

Tek başına olmak

Eğer yanınızda arkadaşlarınız varsa ve mutlu olduğunuz bir ortamdaysanız tek başına yaşıyor olmanın sizin için bir kötü yanı yoktur. İnsan doğası gereği modumuz her gün farklı olabiliyor. Gerek hava durumundan gerekse yaşadığımız bir başka şeyden dolayı sürekli tozpembe mutlu bir yaşam yaşamadığımız bir gerçek. Böyle zamanlarda insan yalnız olmanın çok ama çok zor bir şey olduğunu daha çok hissediyor. Başıma bir şey gelse hiç kimse bilmeyecek ya da şimdi dışarıda bağırsam hiç kimse ne dediğimi anlamayacak hissinden tutun, evimi /  ülkemi / arkadaşlarımı / ailemi özledim sendromlarına kadar giden bir durum söz konusu. İşte tam da bu dönemlerdeyken zaman zaman Türkiye’deki arkadaşlarımıza bakıp ne kadar güzel bir hayatları var diye düşündüğümüz bile olmuyor değil.

Ben neredeyse 3-4 ayda bir kısa süreli bile olsa Türkiye’ye git-gel yapıyorum. Bazı zamanlarda bir an önce Almanya’ya dönme isteğiyle ülkemden ayrılırken bazen ise ayaklarım geri geri giderek, istemeye istemeye ayrılıyorum. Değişmeyen bir şey var ki daima Türkiye’ye koşarak gidiyorum. Bir süre sonra aidiyet kavramı karışmaya başlıyor. Vatanınız bir yanda işiniz ya da okulunuz diğer yanda oluyor.

Aslında tek başına olma hissi insanın kendine daha iyi bakmasını öğrenmesine ve birçok beceri geliştirmesine neden oluyor. Mesela beslenmenize ve giyiminize dikkat etmelisiniz çünkü hasta olursanız size bakacak hiç kimse yok. Yemek yapmayı mı bilmiyorsunuz? Aç kalmamak için Youtube’taki teyzelerimiz sağ olsun, öğreniyorsunuz. Hiç kimse her öğün dışarıda yiyecek kadar zengin değil 🙂 .

 

Dil öğrenmek

Eğer gittiğiniz ülkenin dilini bilmiyorsanız ne yapıp edin öğrenin. Yaşadığınız yere uyum sağlayabilmeniz açısından gittiğiniz ülkenin dilini bilmek çok önemlidir. Eğer gittiğiniz yerin dilini Türkiye’de öğrendiyseniz, insanların konuşma tarzından ya da aksanından dolayı bile anlamakta zorluk çekebileceğiniz durumlar olacaktır. Mesela Münih Bavyera eyaletinde ve buranın kendine özgü bir şivesi var. Almanya’nın başka bir bölgesinden gelen Alman bile anlamakta zorluk çekiyor. Böyle durumlarda yılmayın yine de çaba gösterin ve hemen İngilizce’ye sarılmayın. Yoksa dili öğrenemezsiniz. Siz onların dilini konuşsanız bile size İngilizce cevap verecek insanlar olacaktır. Yılmayın ya anlamamış gibi davranın ya da ısrarla o dili konuşmak istediğinizi söyleyin ( Alman bir Almanca hocamın da tavsiyesi) . Bunu yapan kişiler size yardımcı olma bahanesiyle aynı şeyi tekrar etmemeyi tercih ettikleri için böyle yapıyorlar. Benim yaşadığım şehirde otobüs şoförü, marketteki kasiyer ya da yan komşum bile İngilizce biliyor ama yine de iyi ki Almanca biliyorum dediğim durum çok oldu. Ne demişler bir dil bir insan 🙂 .

 

Bol Bol gezebilmek

Zamanınız olduktan sonra uygun fiyata bir trene ya da otobüse atlayıp sadece 1 günlük bile olsa başka bir şehire gitmek hatta başka bir ülkeye gitmek bile mümkün. Fırsatınız oldukça gezin ve bol bol fotoğraf çekin. Nasılsa buradayım daha sonra gezerim üşengeçliği, zaman ve paranın aynı anda olmaması gibi engelleriniz de olacaktır. Yurt dışında yaşamak eşit değildir bol bol gezmek. Sırf gezmek için yurt dışında yaşamayı düşünüyorsanız tekrar düşünün derim. Unutmayın ki gezilecek zaman da var, çalışıp para kazanmanız ya da okula gidip ders çalışmanız gereken zaman da var.

 

Yaşam standartları

Avrupa’da toplumsal haklar, güzel ve tıkır tıkır işleyen bir toplu taşıma sistemi olduğu bir gerçek. Saat akşam 8’den sonra veya Pazar günleri açık market bulmama sorunları da bahsedilmeyen gerçekler. Hayatınızı oranın koşullarına göre planladıktan sonra bir sorun yaşamıyorsunuz. Zaman zaman azla yetinmeyi öğrenirken zaman zaman ise ülkemizde ulaşamadığınız imkanlara sahip olabiliyorsunuz. Bence Almanya’da, Türkiye’de olduğu kadar lükse düşkün bir yaşam tarzı yok. Şimdiye kadar marka takıntısı olan, elindeki marka ürünle gösteriş yapan insan pek görmedim desem yeridir. Bizim için karşımızdakinin giyimi çok önemlidir. Dış görünüşe fazlasıyla değer veririz ama burada öyle değil. Haftanın her günü aynı kıyafeti giyen birçok hocam oldu. Hem de bunların hepsi kendi alanında kendini kanıtlamış çok değerli insanlar. Ye kürküm ye dünyasında kesinlikle değilsiniz ama yabancı olmanızın dezavantajlarını yaşayıp ayrımcılık yapıldığını hissettiğiniz zamanlar olacaktır. ( Evet, ayrımcılık yapmıyoruz deseler de yapıyorlar. )

 

Kalmak ya da Dönmek

Birçok kişi bu yazdıklarıma katılmayacaktır ama yazıyı bitirirken kısaca bu konuya da değinmek istedim. İnsan her ne kadar gittiği yerin dilini, kültürünü, yaşam tarzını öğrense bile gittiğimiz ülkede 40 yıl da geçse yabancı olarak kalacağımız kanıtlanmış bir gerçek. ( Referans: Yıllardır yurtdışında yaşayan amcalar ve teyzeler ) Bana “Neden Türkiye’ye dönmek istiyorsun? Saçmalama kal orada” diyen çok kişi var. Bunların hepsi de Türkiye’deki kötü şeyleri bahane ediyorlar ama hiç kimse Türkiye’de olan güzellikleri önemsemiyor hatta bunları bir çırpıda siliyor. İnsan elindekilerin kıymetini kaybedince anlarmış misali, uzakta olunca her şeyi daha iyi görebilmek mümkün oluyor.

Bence herkes yurt dışına gidip bir süre yaşamalı. Oranın kültürünü ve yaşam koşullarını öğrenmeli daha sonra ise iyi bulduklarını alıp ülkesine getirmeli. Bu öncelikle sizin kişisel gelişiminizi sağlar daha sonra ise ülkemizin.  Belki yurtdışına gittikten sonra “Amaaan bu ülke adam olmaz, tiplere bak ya!” düşüncesiyle kapağı hazır attık diye düşünenler olabilir. Unutmayalım ki, sorunun değil çözümün bir parçası olduğumuz zaman her şey daha güzel olacaktır.

 

 Konuyla ilgili düşüncelerinizi ve yorumlarınızı aşağıya bırakırsanız okumaktan zevk duyarım.


919 people read this post.

  • Guven Candogan

    Gözde, gerçekten çok dolu dolu, bilgilendirici bir yazı olmuş. Her zaman ki gibi keyifle okudum. Kalemine sağlık.

    • Teşekkür ederim Güven. Böyle güzel yorumları duymak benim için çok değerli.

  • Seren Bonita

    Merhaba Gözdecim,
    Bir kaç ay önce başladım blogunu takip etmeye ve tamamen tesadüfsel olarak. Gerçekten paylaşımlarına bayılıyorum. Lütfen bu şekilde devam et.
    Yazına gelince, gerçekten çok bilgilendirici buldum, çünkü ben de Bulgaristan’da bir yüksek lisans programına kabul aldım. ( Ailem Bulgar göçmeni) Ama gitsem mi gitmesem mi çok kararsızım. Ama ola ki gitmeye karar verirsem, yazındakileri dikkate alacağım. Bulgaristan hakkında hiç bilgin var mi bu arada?

    Tekrar bu güzel yazı için çok teşekkür ederim canım.
    (Bu arada en favori oje tasarımın Angry Birds’lu olan :)) )

    • Merhaba Seren,
      yorumun için teşekkür ederim 😀 😀 . Bir faydam olabildiyse ne mutlu bana. Öncelikle yüksek lisans programı kabulun için tebrik ederim. Bulgaristan’daki eğitim ya da yaşam koşullarıyla ilgili malesef hiç bir bilgim yok. Sonuçta yabancı bir yere gideceksin kolay olmadığı zamanlar çok olacak ama sana da bir çok artısı olacaktır diye düşünüyorum. Bence gidip denemelisin. Eğer yapamazsan istediğin zaman geri dönebilirsin. Yüksek lisans dediğin 2 yıl sadece. Tahmininden bile çabuk geçiyor 🙂 .

  • hasret nur akçiçek

    Gözde selam,

    oje tasarımlarına bayılıyorum tek kelimeyle ve reelde de uyguluyorum hepsini. Yurtdışı konusunda da sana katılıyorum, özellikle kıyafet konusu çok önemli değinmen iyi olmuş ben Düsseldorf’ta yaşıyorum ailem Almanya’ya ben doğmadan gelmiş ama şükür yaradana dilimi iyi konuşurum ama memleketi gibisi yok insanın. Yeni videolarını da bekliyorum. Bir gün tanışabilmek umuduyla.

    • Merhaba Hasret,
      Almanya’dan da okunduğumu bilmiyordum. Yorumunu okuyunca çok mutlu oldum. Almanya’da büyümüş birisinin bile kendini yabancı hissedebiliyor olması bir çoğumuzun aklına gelmiyordu. Yazıma katkıda bulunduğun için teşekkürler.
      Yaptığın tasarımları benimle Instagram, Facebook ya da Twitter gibi sosyal medyalar üzerinde paylaşabilirsin. Çok merak ettim 🙂 . Eğer Münih’e yolun düşerse beklerim.

  • Nihat Derebaşoğlu

    Çok gerçekçi ve yurt dışında yaşamak isteyenlere yararı olacak harika bir yazı. Sana böyle objektif, yerine göre kendi deneyimlerini de aktardığın yazından dolayı çok teşekkür ederim. Yurt dışına gitmek isteyen öğrencilerime okumalarını önereceğim. Sevgilerimle…:)

    • Hocam yorumunuz için teşekkür ederim. Yurt dışına gitme kararını vermemde etkiniz çok büyük. İyi ki sizin öğrenciniz olmuşum.
      Sevgiler,